Bir yılbaşı gecesiydi.Dondurucu,kavurucu bir soğuk vardı.Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar,atkılarına bürünmüşler,hızlı hızlı yürüyorlardı.Kimi evine geç kalmış,acele ediyor,kimi bir eğlence yerine gidiyordu…
Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş…
Bir zamanlar hansel ve gratel adında iki kardeş vardı. Fakir bir oduncu olan babaları ve kötü kalpli üvey anneleri ile birlikte ormandaki evlerinde yaşıyorlardı. Oduncunun parası yoktu ve yiyecekleri çok azalmıştı…
O gün, yılın ilk karı yağmıştı. Narlıköy’ün çocukları hemen toplanıp, kendilerine kömür gözlü, havuç burunlu, sevimli bir kardan adam yaptılar. Bütün gün neşe içinde kartopuna tutup, oynadılar. Çocukların sevinçli hali kardan adamın da çok hoşuna gitmişti…
Babası İspanya ın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapisaneye giderdi.
Bundan yıllar önce uzak ülkelerin birinde bir kralla güzeller güzeli bir kraliçe yaşıyordu.Kocaman görkemli bir şatoda oturan kral ve kraliçeyi ülkenin halkı çok seviyordu. Özellikle güzel olduğu kadar iyi kalpli olan kraliçeye herkes hayrandı. Bu iyi yürekli kraliçenin hayattaki en büyük dileği bir çocuk sahibi olmaktı…
Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş…
Kocaman bir çınar ağacıyla incecik gülden narin bir saz birbirlerine komşuymuş. Çınar saza tepeden bakarak şöyle demiş: “ bir kendime bir sana bakıyorum da acıyorum…






(Ortalama:3,82 oy)



