Ormanda minik, sevimli yuvasında yaşayan bir tavşan varmış. Bir yaz sabahı erkenden dışarı çıkmış. Hava çok güzelmiş. Çam ağaçlarının, rengârenk çiçeklerin kokusunu çiğerlerine çekerek hoplaya zıplaya çıkmış yola. Bir tepenin kıyısına gelerek güneşin doğuşunu izlemeye başlamış.
Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş…
Zamanın birinde,gözleri görmeyen ihtiyar bir adamcağız varmış.Küçük kulübesinde tek başına yaşarmış.Ormandan el yardımıyla topladığı çalı çırpıları satarak geçinirmiş.Geceleri bir yere gideceği vakit,hiç ihmal etmez,kandilini yakar,dışarı öyle çıkarmış…
Sarman kedinin derdi büyüktü.Yavrularını bir türlü uyutamıyordu.Birini uyutsa diğeri miyavlıyordu.”Hepsi birden uyusa da ben de işime baksam,”dedi…
There was once an old miller who had three sons. When he died, he left them everything he had. Simon, the eldest son, inherited the flour mill, Alex got a donkey and Jack, the youngest, got a cat. Simon soon set to work grinding flour. Alex headed for town with his donkey. “I’m going to find work hauling things,” he said…
Hepimizin tanıdığı ve sevdiği ünlü kahraman Garfield sizleri bekliyor. Yaramaz kedi Garfield’e dilediğiniz gibi renk verin…
Bir gün bir kedi ile bir tilki yolda gidiyorlarmış. İyi gibi görünmelerine rağmen ikisi de yalancı ve kurnaz hayvanlarmış. Yol boyunca kümes hayvanlarını boğazlayıp yemiş…
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş….





(Ortalama:4,22 oy)



