Bir hastalık ormanda ki bütün hayvanları kırıp geçiriyormuş. Hayvanlar birer birer ölmeye başlamışlar. Aslan bakmış olacak gibi değil, sıra ona da geliyor yavaş yavaş “buna bir kurtuluş yolu bulmak gerekir…
Bir varmış, bir yokmuş, Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Allah’ın yarattıkları buğday tanesinden çokmuş. Kimi kavak gibi uzun, kimi kabak gibi tombulmuş, Kimi yürürken tıs tıs eder, kimi kuş gibi uçarmış…
Bir gün bir kedi ile bir tilki yolda gidiyorlarmış. İyi gibi görünmelerine rağmen ikisi de yalancı ve kurnaz hayvanlarmış. Yol boyunca kümes hayvanlarını boğazlayıp yemiş…
Pisboğaz bir kurt avladığı bir hayvanı hızlı hızlı yiyormuş. Birden bir küçük bir kemik parçası boğazına takılmış. Öksürmüş aksırmış parmağını boğazına sokmuş..
Bir gün bir eşek ile köpek yolda gidiyorlarmış. Efendileri de arkalarından geliyorlarmış. Bir süre sonra yeşilliği bol bir çayırda mola vermişler…
İki boğa cayır çimenler ve inekler için kavgaya tutuşmuşlar.Bir boğa “Tümü benim”diyormuş. Diğeri”Hayır benim”. Birbirlerine toslayıp duruyor tozu dumana katıyorlarmış.
Bir kış günü bir kraliçe pencerenin önünde dikiş dikerken iğne eline batmış. Hemen bir parça pamukla elinden akan kanı silmiş. Keşke demiş kraliçe: teni şu pamuk kadar beyaz, dudakları kandamlası kadar kırmızı ve saçları şu pencerenin pervazı kadar kara bir kızım olsa…





(Ortalama:4,19 oy)




