Uzun yıllar önce, uzak ülkelerin birinde, bir kralla güzeller güzeli bir kraliçe
yaşıyormuş. Kocaman görkemli bir şatoda oturan kral ve kraliçeyi ülkenin halkı çok
severmiş. Özellikle güzel ve iyi kalpli olan kraliçeye herkes hayranmış. Bu iyi
yürekli kraliçenin hayattaki en büyük dileği bir çocuk sahibi olmakmış. Sonunda bu
dileği gerçekleşmiş ve bir ilkbahar sabahı harika bir kız çocuğu dünyaya getirmiş.
Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş: Düüüüüütt!.. O zaman hayvanlar ormanın kenarına koşarlarmış.
Bir varmış, bir yokmuş çook eski bir zamanda küçük bir kasabada Geppetto adında ihtiyar bir oyuncakçı yaşarmış. Yaptığı tahtadan oyuncakları satarak geçimini sağlarmış. İhtiyar oyuncakçının hayatta üzüldüğü tek şey bir çocuğunun olmamasıymış. Bir çocuğunun olması için neler vermezmiş ki.
Bir gün yeni bir oyuncak yapmak için ormana gidip kütük aramaya başlamış. Derken tam aradığı gibi bir kütüğü bulmuş.
Bir zamanlar bir prens varmış. Bu prens evlenmek istiyormuş, ama evleneceği kişi gerçek bir prenses olmalıymış. Böyle birini bulmak için bütün dünyayı dolaşmış, ama çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Çünkü, karşısına çıkan prenseslerin hakiki olup olmadığını bir türlü anlayamıyormuş. Hep eksik bir şeyler bir şeyler oluyormuş. Sonunda üzüntü ve umutsuzluk içinde yurduna dönmüş.
Ormanlardan birinde, birbirine komşu bir tilki ve bir leylek yaşarmış. Dost geçinmeye çalışır, iyi komşuluk yaparlarmış. Bir gün ormanda dolaşırken tilki leyleğe rastlamış: “Günaydın leylek kardeş, afiyettesinizdir inşallah.” diye sorarak selamlamış onu…
Henüz hiçbir şeyin farkında olmayan, dostunu düşmanını ayıramayan minicik bir fare acemiliğinden bir gün neredeyse ölecekmiş. Yaşadıklarını annesine şöyle anlatmış: Araştırmacı bir fare olarak bütün dağı taşı dolaştım…
Bilirsiniz tavşanlar hızlı koşarlar. Bir zıpladığında birçok hayvanı geride bırakabilir. Ormanda yaşayan bir tavşanda hızlı koşmasıyla övünürmüş. Kendini beğenmiş bir şekilde bağırırmış çevrede, “bu ormanda en hızlı ben koşarım…”
Ormanda minik, sevimli yuvasında yaşayan bir tavşan varmış. Bir yaz sabahı erkenden dışarı çıkmış. Hava çok güzelmiş. Çam ağaçlarının, rengârenk çiçeklerin kokusunu çiğerlerine çekerek hoplaya zıplaya çıkmış yola. Bir tepenin kıyısına gelerek güneşin doğuşunu izlemeye başlamış.





(Ortalama:4,09 oy)
(Ortalama:4,25 oy)



